92406 kayıt bulundu.
1. iyice alışık bulunmak, huy hâline getirmek
1. Devlet ileri gelenleriyle hoş geçinmek alışkanlığında olduğundan sıkı fıkılık politikası güdermiş.
1. Devlet ileri gelenleriyle hoş geçinmek alışkanlığında olduğundan sıkı fıkılık politikası güdermiş.
Ön Takı : (bir şey)
ağız alışkanlığı, el alışkanlığı
1. isim , isim , isim , isim , Bir şeye alışmış olma durumu, alışkınlık, alışmışlık, alışkı, itiyat, huy, meleke, ünsiyet, yordam
1. Yılların verdiği alışkanlıkla, kendimden emin konuşuyorum.
1. Yılların verdiği alışkanlıkla, kendimden emin konuşuyorum.
2. Yakınlık, arkadaşlık, ünsiyet
3. ruh bilimi , ruh bilimi , felsefe , felsefe , ruh bilimi , ruh bilimi , felsefe , felsefe , İç ve dış etkilerle hep aynı biçimde gerçekleşmesi sonucu beliren şartlanmış davranış
1. belli bir huydan vazgeçememek, alışıklığı bırakamamak
1. Bir zorunluluk olmadan alışkanlıklarımızdan kolay kolay kopamıyoruz.
1. Bir zorunluluk olmadan alışkanlıklarımızdan kolay kolay kopamıyoruz.
1. alışkanlık durumuna getirmek
1. Alışkı edindik, öğleden evvel ve ikindiden sonra çocuklar gibi tombala oynuyoruz.
1. Alışkı edindik, öğleden evvel ve ikindiden sonra çocuklar gibi tombala oynuyoruz.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bir şeye veya bir şey yapmaya alışmış olan, alışkan, alışmış
1. iyice alışmış olmak, yabancılık çekmemek
1. Hayatın alışkın olduğumuz birçok gündelik hâlleri beklenmedik nice zevklere bürünürdü.
1. Hayatın alışkın olduğumuz birçok gündelik hâlleri beklenmedik nice zevklere bürünürdü.
1. isim , isim , isim , isim , Alışmak işi, istinas, ülfet
1. İşin çetinliği devam ve alışma sayesinde hissedilmez olur.
1. İşin çetinliği devam ve alışma sayesinde hissedilmez olur.
1. -e , -e , -e , -e , Bir işi tekrarlayarak kolaylıkla yapabilmek
1. Muhtaç değiliz ama ben çalışmaya alıştım.
1. Muhtaç değiliz ama ben çalışmaya alıştım.
2. Yadırgamaz duruma gelmek
1. Dar ve alıştığımız çerçeve içinden çıkmak bizi şaşırtacağı için onu istemeyiz.
1. Dar ve alıştığımız çerçeve içinden çıkmak bizi şaşırtacağı için onu istemeyiz.
3. Uyar duruma gelmek, intibak etmek
1. Bu mesleğe alışmış gibi görünüyor.
1. Bu mesleğe alışmış gibi görünüyor.
4. Sürekli ister olmak, bağımlılık kazanmak
1. Tütüne alışmak. İlaca alıştı.
1. Tütüne alışmak. İlaca alıştı.
5. Bağlanmak, ısınmak
1. Birdenbire ona alıştığını hissediyor ve bu işe ayrıca şaşıyordu.
1. Birdenbire ona alıştığını hissediyor ve bu işe ayrıca şaşıyordu.
6. Evcilleşmek, ehlîleşmek
7. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Tutuşmak, yanmaya başlamak
1. `alışılan bir şeyden kolayca vazgeçilmez` anlamında kullanılan bir söz
1. `kişi, yararlanmaya alıştığı şeyden yoksun kalmak istemez` anlamında kullanılan bir söz
1. -i , -i , -i , -i , Alıştırma ihtimali veya imkânı bulunmak
2. Alıştırma becerisi bulunmak
1. -e , -e , -e , -e , Alıştırma işine konu olmak
1. Bu odacı namzetleri ufaktan ufağa hizmete alıştırılırlar, adap erkân öğrenirlerdi.
1. Bu odacı namzetleri ufaktan ufağa hizmete alıştırılırlar, adap erkân öğrenirlerdi.